Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

Zehir ve Zemherir Günleri
İbrahim Fakazlı Anlatıyor: ...

Zemherinin en soğuk günlerindeyiz... Camlar iki milim buz tutmuştu...

Afyon hapishanesinde Üstad üst kattaki koğuşta kalıyordu. Bahçeye çıktığımız zaman, bir tahta kapı vardır. Gardiyan olmazsa oradan fırlıyoruz yukarıya. Orada gardiyanlar sandalyede oturuyorlardı.

Bazen de ayrılıyorlardı. Biz o anda fırlıyorduk yukarıya. Yalnız orada bir falaka vardı. Yakalandın mı falakaya yatardın...

saidnursi_emirdag-001.jpg

(Said Nursi Hazretleri Afyon hapishanesine götürülmeden evvel Emirdağ’ındaki evinde)

Yukarıda Üstad’ın odası vardı. Daha doğrusu yüz kişilik bir salon... Koca bir salon... Orası hapishanenin mektebi (çocuk koğuşu) imiş... O maksatla yapılmış.

Ben o salonun pencerelerini saydım, 36 tane göz vardı. 32 tanesinin camları kırıktı. Mevsim kış... Oralara cam takmadılar, bir şeyle kapatmadılar.

Üstad’ın odasının tabanında döşemelerin arası açıktı. Rüzgâr böyle giriyordu...

afyonhapishanesi.jpg(Bediüzzaman ve talebelerinin 1948 yılında yattığı Afyon hapishanesinin dış görünüşü. Bu tarihi bina daha sonra yıkılmıştır. Arkada görünmeyen Adliye binası ise ayaktadır. 1948’de nur davasını dinleyici olarak takip eden Ahmet Atak binayı şöyle anlatıyor:
“Adliye binasının yarısı eski yapı, yarısı yeni yapı, onun arkasında hapishane… Hapishane eski bir bina. İçeride bir bina daha var, o bina görünmüyor. Hapishanenin çok büyük bir cümle kapısı var, iki taraflı açıldığı zaman at arabası girip çıkabilir. Kapı, kemerli bir taş yapı. Kapının üstüne de bir oda oturtmuşlar. Dört tarafı açık bir oda... Bütün kışı orada geçirmiş Üstad. Afyon’un şiddetli soğuğu malum...
(Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-5)

SOĞUKTAN SOBALAR PATLIYOR, CAMLAR TÜL PERDE GİBİ BUZ KAPLI...

Sobalar soğuktan patlıyordu... Sıcaktan patlaması lazımdır... Ama soğuktan patlıyordu... O kadar çok soğuk vardı...

Size Afyon’daki o kışın şiddetini anlatayım: 15-20 gün camlardan don gitmedi. Tül perde gibi öyle kaldı. Bahçedeki kar bizim boyumuzdaydı, tünel açılarak geçiliyordu.

Mangala biraz kül, biraz kömür konmuş... Üstad’ı mangalın üzerine doğru, böyle (eğilerek gösteriyor) mangala kapanmış vaziyette birkaç kere gördüm ben. Yüzünü ısıtıyordu...

YATAĞI 1,5 METRELİK TAHTAYDI, BACAKLARINI DİZLERİNDEN BÜKEREK YATIYORDU MECBUREN

Üstad’ın yatağını anlatayım size:

Bir buçuk metrelik kısa bir tahta, tahtanın üzerine bir minder, onun üzerinde iki tane battaniye, başının altına da bir yastık. Çok çıktım yanına. Ben Üstad’ı hiç böyle uzun yatarken görmedim. Üstad yattığı zaman bacaklarını dizlerinden büzerek yatıyordu mecburen.

ATEŞLER İÇİNDEYDİ, DİLİ HAŞLANMIŞ YUMURTANIN AKI GİBİ, GÖZLERİNİN İÇİ KIPKIRMIZI...

Afyon’da Üstad’ın zehirleme hadisesinde yanında bulunmadım. Fakat zehrin tesirini gördüm. Şöyle:

Bir gün o kapıdan çıktım Üstad’ın yanına. Baktım Üstad böyle büzülmüş yatıyor. Fakat ben hemen anladım hasta olduğunu... Koştum yanına. Ellerini avucuma aldım. Ellerimi ateş yakar gibi yaktı. O kadar sıcak ki elimi yaktı, ateş gibiydi. “İbrahim ben ölüyorum” dedi Üstad Hazretleri. Bana dilini çıkarttı. Dili, hani haşlanmış yumurta soyulunca altından çıkan beyaz olur ya, onun gibiydi. Aynen, dili haşlanmış yumurta gibiydi. Gözlerinin içi ise kıpkırmızı olmuş. Bana hastalığını anlatıyordu. “Üstad’ım geçmiş olsun” dedim.

İLK DEFA ÜSTAD’IN AĞLADIĞINI GÖRDÜM

Üstad’ın önüne kapaklandım, başladım ağlamaya. “Siz varken… Ben artık ölüyorum… Ben memnunum… Ben ölmeye hazırım…” böyle söylüyordu Üstad. Ben başladım ağlamaya. Üstad “git” diye işaret ederken, Ceylan geldi. Ceylan da beni öyle görünce, o da kapaklandı oraya, başladı ağlamaya. Üstad da başladı ağlamaya. Ben hiç görmemiştim. Ağlıyordu Üstad orada. Üstad bize dedi ki: “Siz gidin kardeşim... Haber verin... Allahaısmarladık... Ben ölüyorum...” Biz kalktık Ceylan’la önünden, şaşırmıştık. Ceylan’la sarmaş dolaş ağlıyoruz. Üstad “gidin” diyordu. Gitmemiz, haber vermemiz lazım dedik.

ÜSTAD O ATEŞİN İÇİNDEN ÇIKMIŞTI... İNAYETLE…

 

 

O endişe ile ikimiz birlikte indik aşağıya. Telaş da vermemek için birer ikişer söylüyoruz herkese. Bu esnada Üstad üst katta camda belirdi. Elinde saati var. Saati şöyle tutmuş, yukarıdan işaret ediyor bize. Saati soruyordu bize. Sonra biz parmak işareti ile bildirdik. Ben hayret ettim. Üstad nasıl kalktı geldi bu haliyle. İyileşmişti…

Ya böyle oldu işte... Ben bunu gördüm... O ateş, o hastalık zehirlenmeden mütevellittir. Demek Üstad’ın vazifesi varmış. O ateşin içinden çıkmıştı... İnayetle…

K: Risalehaber

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net