Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

Sebeplerin perdedarlığı
Allah insanlar için bir rahmet/nimet nasip ettiğinde onu alıkoyacak kimse yoktur. Onun alıkoyduğu şeyi de Ondan başka gönderecek kuvvet yoktur. Onun kudreti her şeye üstündür, her işi de hikmet iledir ...

 

وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدُيرٌ

 Eğer Allah sana bir zarar verirse O’ndan başka o zararı giderecek kimse olmaz. Eğer sana bir hayır verirse (bunu geri çevirecek yoktur). Şüphesiz ki O, her şeye kadirdir.[1]

Başka bir ayette de yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah insanlar için bir rahmet/nimet nasip ettiğinde onu alıkoyacak kimse yoktur. Onun alıkoyduğu şeyi de Ondan başka gönderecek kuvvet yoktur. Onun kudreti her şeye üstündür, her işi de hikmet iledir.”[2]

Ali İmran suresinde de yüce Allah, fakirliğin, zenginliğin, zilletin ve azizliğin doğrudan doğruya kendi elinde olduğunu kâinatın en cüzi ve dağınık gibi görünen her şeyin de bizzat onun takdiri ve kudretiyle olduğunutesadüfün karışmadığını çok çarpıcı ve veciz bir şekilde ifade eder.

Onun için bize verilen her nimetin ve başımıza gelen her şeyin Allah’tan geldiğini ve sebeplerin ise sırf zahiri olduğunu derk etmemiz lazım. Çünkü İzzet ve azameti İlahiye ye bir tenkit gelmemesi için sebepler birer perde olarak vazedilmiş. Asıl iş gören kudret-i Samedaniyedir.Eğer biz Tevhidi unutup kıl kadar küçük bir gafletle sebeplerin hakiki iş yaptığını düşünüp neticeleri ondan beklersek bir şekilde cezalandırılacağımızı bilmemiz gerekir.

Sebeplere haddinden ziyade değer vermenin yanlış ve hata olduğuyla ilgili tefsirlerde anlatılan ince bir mesele:  Hz Yusuf bir iftira üzerine zindana düşer, zindandaki iki arkadaşı rüya görür ve Hz Yusuf bunların rüyasını tabir eder. Bu rüya görenlerden birisinin suçsuz olduğunun, kısa sürede anlaşılacağını ve eski görevine tekrar iade edileceğini tabir ettikten sonra “Yusuf o iki kişiden kurtulacağını düşündüğüne şöyle der: ‘Efendinin yanında benim suçsuz olduğumu hatırlat.’ (çıktığında devlet ricalinin yanında benden bahset. Belki çıkmama yardımcı olurlar)Ama şeytan o adama, efendisine söylemeyi ona unutturdu. Böylece Yusuf daha yıllarca zindanda kaldı.”[3]

İşte Hz. Yusuf gibi hakikatbin bir zatın Allah’tan başkasının yardımını talep etmesinin anlık bir gaflet olduğunu bu yüzden de o adam, anlatacağı şeyi unutur böylece Yusuf (as)  üç beş yıl daha zindanda kaldığı geniş bir şekilde anlatılır.

Üstad Said Nursi Hazretleri de Allah'ı düşünmeyen ve sebeplere çok önem vermenin hodfuruşluğa ve riyakârlığı sebebiyet verdiğini  ve müessir-i hakikîyi unutup sebeplere yapışmanın da zillet ve hakarete sebep olacağını enteresanbir örnekle anlatır şöyle ki;

Arkadaş! Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur. Meselâ, kelp, bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı haseneyle muttasıftır ve o sıfatlarla iştihar etmiştir. Hattâ, sadakat ve vefâdarlığı darb-ı mesel olmuştur. Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü'l-ayn addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler.

Bunun esbabı ise,[4] kelpte hırs marazı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimamla yapışır ki, Mün'im-i Hakikîden bütün bütün gafletine sebep olur.Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek Müessir-i Hakikîden yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler, günahları affeder. Ve beynennâs tahkir darbesini, gaflete kefaret olarak yemiştir.

Öteki hayvanlar ise, vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder-senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muârefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur. Ancak Mün'im-i Hakikîye şükran hisleri vardır. Çünkü fıtratları Sânii bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yaparlar-şuur olsun, olmasın. Evet, kedinin mırmırları "Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm"dir.”[5]

Bununla birlikte"Daire-i itikadı, daire-i muamelâta karıştırmamak”[6] gerekir.

 “Aksi takdirde, daire-i esbabda iken tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle daire-i itikada bakan Mütezile olur ki, tesiri esbaba verir. Ve keza, daire-i itikadda iken, ruhuyla, imaniyle daire-i esbaba bakan da, esbaba kıymet vermeyerek Cebriye mezhebi gibi tembelcesine bir tevekkülle nizâm-i âleme muhalefet eder.”[7]

“Ne kahrı dest-i a’dadan, ne lütfu aşinadan bil
                Umurun hakka tefviz et, Cenab-ı Kibriya’dan bil.”



[1] En’am, 6/17.

[2] Fatır, 35/2.

[3] Yusuf, 12/42.

[4] Arapçasında; Köpeğin kalbi kırılmasın, gıybet de olmasın, bunun sebebi şudur diye geçiyor.

[5] Mesnevi-i Nuriye, 74.

[6] İçtimai Dersler, 110.

Yorumlar

ismail - 16-11-2015 - 06:25:31
Acaba Hangisi
Günümüz ehl-i sünnet müslümanlarının çoğu acaba hangi tarafa, mutezileye mi ya da cebriyeye mi daha yakındır?
Abdullah - 12-11-2015 - 12:42:26
tebrikler
Bir mü'min için çok güzel bir bakış açısı vermiş
Sizde yorum yazmak için tıklayınız.

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net