Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

RİSALE-İ NUR’DA “TESANÜD” DÜSTURU (I)
Unutmayalım: Tesanüdlü zayıflar kuvvetleşir; tesanüdsüz kaviler zaifleşir. Zira tesanüd, bir düstur-u İlahîdir. Bu düstura itaat eden, kâfir de olsa, muvaffak olur; uymayan, Mü’min de olsa, mağlup olur. Vesselâm... ...

Bir bütünü oluşturan tüm parçaların karşılıklı “dayanışma”larını ifade eden “tesanüd”, insanla birlikte umum kâinatı ilgilendiren bir “sünnetullah” yasasıdır. İnsanlar arasında, dayanışma ve yardımlaşma şeklinde tezahür eden bu yasa, kâinat için de aynen geçerlidir. Dolaysısıyla tesanüd, kâinatla birlikte insanı halk ve idare eden Allah’ın genel geçer(evrensel) bir yasasıdır. Bu yasa, atom altı partiküllerden beden hücrelerine, dünya-güneş ilişkilerinden yıldız kümelerine kadar geçerlidir.

Sünetullah’da Tasanüd:

Her şeyi halk ve idare eden Allah, aynı zamanda her şeyi kendi varlık ve birliğine delil kılmıştır. Bu delillerden üç büyüğü Kâinat, Kur’an ve Peygamber(asm)dir. Kâinatın sevk ve idaresinde hükümferma olan “Sünetullah” yasalarından biri, hiç şüphesiz ki “tesanüd”dür. Risale-i Nur, Kâinatla birlikte Sünnetullah’ı da müfredatına alır; bunu “Sünnet-i Resulüllah”la mezcederek ümmete ders verir; “tekvinî” ve “teşriî” yasalarla okuyucularını iki kanatlı yapmaya çalışır. Böylece dünya ve ahirette izzet ve saadetlerinin teminine hizmet eder. Mesela şu cümleye bakalım:

Kâinatın mevcudatı, envaları, en muntazam bir fabrika çarkları gibi birbirine muavenet eder; birbirinin vazifesini tekmile çalışır. Öyle bir tesanüd, öyle birbirine muavenet, öyle birbirinin sualine cevab vermek ve birbirinin imdadına koşmak ve birbirine sarılmak, birbiri içine girmek suretiyle öyle bir vahdet-i vücud teşkil ediyorlar ki; bir insanın cesedindeki unsurlar gibi, birbirinden kabil-i tefrik olmaz. Bir unsurun dizginini tutan, umumun dizginlerini tutamazsa, o tek unsurun dizginini zabtedemez.”(Lem’alar, s. 536)

Şu paragrafı da okuyalım:

Evet, bu âlem pek muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika veya mükemmel bir şehirdir. Bu fabrika-i kâinatın eczası, efradı ve enva'ı, âlât ve edevatı arasında hakîmane bir muarefe ve tanışmak ve dostane bir mükâleme ve konuşmak ve pek kerimane bir muavenet ve yardımlaşmak vardır ki, kemal-i sür'atle pek uzun mesafelerden birbirinin savtını işitir ve ihtiyacını görür gibi derhal imdadına yetişir, ihtiyacını defeder.”(Mesnevi-i Nuriye, s. 19)

Bu iki paragraf, Sünetullah yasaları içinde, “tasanüd” hakkında yeterli ipucu veriyordur, zannedersem.  

Üstad’ın, “Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir(dir)”(İçtimaî Dersler, s. 388) ifadesi, ayrıca yukarıdaki cümleleri hülasa eden veciz bir tespitlerindendir.   

Kur’an’da Tesanüd:

Kâinatı ve içindeki kanunları okuyan, tefsir ve tedris eden Kur’an’da, “tesanüd” kelimesi geçmez; ancak onunla eşanlamlı birçok mefhum ve ifadeleri nazarlarımıza arz etmektedir. Tamamını zikretmek, bu yazının sınırını aşar. Biz, iki ayetle iktifa edip, sairlerini merakınıza bırakıyoruz. Ayetlerden biri “emir”, diğeri “nehiy” içeriklidir. Önce emir muhtevalı ayeti okuyalım:

Muhakkak ki Allah; kendi uğrunda kenetlenmiş; taşlarının arasına kurşun damıtılmış bir duvar gibi saf halinde savaşanları sever.”(Saff Suresi, ayet: 4)

Şimdi de tesanüde ters düşmekten nehyeden ayete bakalım:

Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfl Suresi, ayet: 46)

Düşünen bir topluluk için, Allah’ın ayetlerinde büyük dersler vardır. Bu ayetler, insanlara, hassaten de Müslümanlara “Ya tesanüd!”, “Ya Tesanüd!” çağrısı yapmakta; hayat ve mukavemet için “olmazsa olmaz bir düstur” olduğunu gözler önüne sermektedir.  

Sünet’te Tesanüd:

Kur’an’ın birinci derecede muhatabı, amili ve muallimi olan Allah Resulü(asm), ilahî davet gereğince tesanüdün ilk ve eşsiz örneklerini sergilemiş; fiilî ve kavlî dersleriyle ümmetini irşat etmiştir. Tesanüdün en güzel ve muhkem örnekliğini “Asr-ı Saadet” ve “Sahabe Toplumu”yla gösteren Hz. Peygamber(asm), kendisinden sonraki Müslüman kuşaklar için de uymaları; unutmamaları gereken eşsiz düsturlar bırakmıştır. Yüzlerce örneğinden, biz iki tanesiyle iktifa edelim:

Mü’min mü’min için, aralarına kurşun damıtılmış bir duvarın taşları gibidir; bazıları bazılarına güç ve kuvvet verir.”(Buharî, Salât: 88; Müslim, Birr: 65)

Lütfen, bu hadis ile yukarıdaki ayette geçen “aralarına kurşun damıtılmış duvar taşları”(bünyanun mersûs) kavramı üzerinde iyi düşünelim. Başta Nur Külliyat’ı olmak üzere, tefsirlerden bu kavramın manasını tezekkür ve tedebbür edelim!

Tesanüde dair ikinci hadisimiz: 

Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(Buharî, Edeb: 21; Müslim, Birr: 66)

Risale-i Nur Külliyatı’nda Tesanüd:

Bütün hayatını Kur’an, Sünnet ve Sünetullah’ın anlaşılmasına, yaşanmasına vakfeden Said-i Nursî Hazretleri, gerek kendi hayatında, gerekse hayatının gayesi olan İman ve Kur’an hizmetinde “tesanüd”e azamî ehemmiyet vermiştir. Hizmetinin “ruh”u ve “maya”sı olarak “ihlas”ı ilk sıraya koyan Üstad, “tesanüd”ü ikinci derecede önemsemiş, bu tekvinî ve teşriî düsturu ısrarla öğütlemiştir. Dolayısıyla, iman ve İslamiyet’e tecavüzün en zirve yaptığı dönemlerde, Nurların terbiyesinden geçen talebeleri, tesanüdü hayatî bir davranış seviyesine çıkartmış; bütün saldırı ve sindirmeleri boşa çıkartmışlardır.

Risale-i Nur’da “tesanüd” kavramı, bazen tek başına, “tesanüd” olarak geçer; bazen de “samimi tesanüd”, “hakiki tesanüd” ve “halis tesanüd” formlarıyla zikredilir.

Evet; Nur Külliyatı’nda tesanüd mevzusu başlı başına incelenmeye değer bir konudur; konunun tafsilatlı derleme ve detaylı çalışmalarını ehliyetli kalemlere bırakırken, ben ana hatlarıyla bazı anekdotları paylaşmak istiyorum:

1- “Cemaatin maye-i hayatı, tesanüddür” tespitini yapan Üstad, hemen sonrasında, Arabî bir ibaresinde tesanüdü şöyle resmediyor(Mealen): “İçinde tesanüd olan bir cemiyet, durgunlukları harekete geçirmek için var edilmiştir. İçinde haset tohumları ekilen bir cemaat ise, hareketleri (canlılığı, faaliyeti) felce uğratmak için vardır.”(İçtimaî Dersler, s. 415)

2- Üstad’ın, tesanüde dair çarpıcı, aynı zamanda sarsıcı bir ifadesi ise şudur: “(Bizim) ihlâstan sonra en büyük kuvvetimiz tesânüd(dür).”“Tesânüd bozulsa, cemaatın tadı kaçar.”(Barla Lahikası, s. 78)

3- “Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası, tesanüd(dür)”(Kastamonu Lahikası, s. 137); “En esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız, tesanüddür.”(Şualar, s. 380) ifadeleri, Üstad’ın iman ve Kur’an hizmetinde bulunanlar için ortaya koyduğu en önemli ve hayatî düsturlardan iki tanesidir. Tesanüdü, “en kuvvetli rabıta”, “en esaslı kuvvet” ve “nokta-i istinad” olarak değerlendirir; bu düsturun elzemiyetine dikkat çeker. 

4- Üstad, sıradan insanların bile, aynı çizgide, ihlaslı(samimi) tesanüd etmeleri durumunda, bir kuvve-i kudsiyeye sahip olacaklarını ve çalışmalarında kerametli muvaffakıyetlere mazhar olacaklarını, şu cümlelerle ifade ediyor: “Âmi adamların ihlasla tesanüdleri, bir velâyet hassasını veriyor.”(Emirdağ Lahikası, s. 366); “Lillah için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde ciddî, samimî tesanüdün çok kerametleri olabilir.”(Barla Lahikası, s. 16). “Sırr-ı tesanüd ile bir ferd-i ferid manasında olan (Nur) şakirdleri...”(Kastamonu Lahikası, s. 112) cümlesi de, üzerinde düşünülmesi gereken mezkûr ifadeler kabilindendir. 

5- Ve nihayet; “Hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.”(İçtimaî Dersler, s. 128) diyen Üstad, Müslümanların payidar olmalarını; devam ve bekalarını “iman” ve “sıdk”la birlikte “tesanüd” düsturuna bağlamakta, istiklal ve istikrarın onsuz olamayacağını deklere etmektedir.

Elhasıl: Kâinat ile İnsan, Sünetullah ile Sünet-i Resulüllah, Kitab-ı Kebir-i Kâinat ile Kitabullah birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü hepsinin halıkı, sahibi ve müdebbiri Cenab-ı Hak’tır. Tesanüd gibi, Allah’ın Kâinata vazettiği bütün kanunlar, mikro âlemden makro âleme kadar, her yerde ve her şey için geçerlidir. Muvaffakıyet isteyenler, bunlara uymak zorundadır. Tesanüdsüzlük, ilahî çarka direnmektir, böylesi bir direniş ise çarkların dişlileri arasında ezilmeyi netice verir.  

Unutmayalım: Tesanüdlü zayıflar kuvvetleşir; tesanüdsüz kaviler zaifleşir. Zira tesanüd, bir düstur-u İlahîdir. Bu düstura itaat eden, kâfir de olsa, muvaffak olur; uymayan, Mü’min de olsa, mağlup olur. Vesselâm...

(Not: Kaynak olarak verilen kitap ve sayfa numaraları, Zehra Neşriyat’a göredir.)

Yunus İpek
02. 03. 2016

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net