Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

RİSALE-İ NUR’DA “İHTİYAT” DÜSTURU
İhtiyat; insan hayatını ilgilendiren bütün durumlarda, ölçülü davranma, yerindelik(belağat), sakınma, hazırlıklı olma ve ileriyi düşünerek yedekleme çabasıdır. ...

1- Evvela, niçin ihtiyat?

Risale-i Nur Talebeleri, Bediüzzaman’ın tabiriyle“Sahil-i selâmet olan Dârüsselâm’a ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeler1(Lem’alar, s. 235)hükmündedir. Bu hadimlerin omuzuna, “ihsan-ı İlahî tarafından”, “Gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye2(Lem’alar, s. 234)konulmuştur. Bu kudsî vazife ve ulvî hizmete mukabil, “Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!3(Mektubat, s. 576)müjdeli uyarısında bulunan Üstad, öte taraftan “Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. (İnsî ve cinnî) şeytanlar, o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır.4(Lem’alar, s. 234)diyerek, kendimizi salıvermememiz gerektiğini bildirmektedir. 

Üstad’ın, “Risale-i Nur'daki bütün muvazenelerin menbaı ve esası ve üstadı, bu âyettir5(Şualar, 621)dediği, “Bizi, mağdub ve dallinlerin yoluna değil, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.”6(Fatiha, 7)ayetinin tefsirinde,  Âdem (as) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş.”7(Şualar, s. 621)demektedir. Bunlardan birinin, “İstikamet yolunu takip ile nimet ve saadet-i dâreyne mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salahat ve iman8(Şualar, s. 621) olduğunu söylemektedir. Nur Talebelerinin bu cenaha dâhil olduğu, izahtan varestedir. Zira Risale-i Nur için, “Kâinatı dağıtamayan bir kuvvet onu bozamaz9(Kastamonu Lahikası, s. 12)diyen Üstad, Nur Talebeleri için ise, “Kâinatı ihata eden (İslâm’ın) son ordusu10(Kastamonu Lahikası, s. 12-13) ifadesini kullanmaktadır. Bu tavsifler, sıradan övgülerden değildirler...

Yine, kâinattaki ihatalı “Mübareze Kanunu”na dikkat çeken Üstad, “Meleklerin şeytanlarla, hayırların şerlerle, kalbin etrafındaki ilhamın, vesveseyle mücadelesi”nden11(Şualar, s. 302) bahseder. Keza, “Yeryüzünde rezillik devam ettiği sürece, ona karşı faziletin mücahedesi de olacaktır. (Zira) cihad ebedidir12(Matbu Teşhis-i İllet, s. 2)tesbitiyle, bu kanun-u mübarezenin insan âlemindeki cereyanına işaret etmektedir. “Hizbuşşeytan olan ehl-i dalalet”e karşı “Hizbullah olan ehl-i hidayet”in mukavemeti ve Cebrail’in Şeytan ile barışmayacağı gerçeği de bu kabildendir. Dolayısıyla, kâinat çapındaki bir mübarezeyle karşı karşıya olduğumuz kesindir. Bu durum, bir Sünnetullah, bir düstur-u İlahîdir. Her düstur gibi, bu düsturun da kendine göre yol ve yöntemleri, kaide ve kuralları vardır. Bu çerçevede, –hizmetimizi ilgilendirmesi hasebiyle– ihtiyat kaidesini, işlememizde fayda mülahaza ediyorum.

2- Peki, ihtiyat nedir?

İhtiyat; insan hayatını ilgilendiren bütün durumlarda, ölçülü davranma, yerindelik(belağat), sakınma, hazırlıklı olma ve ileriyi düşünerek yedekleme çabasıdır.

Risale-i Nur Külliyatı’nda, bu kavram fazlasıyla geçmektedir; –ister imanî, ister içtimaî olsun– tüm risale, mektup ve müdafaalarda ihtiyat kaidesine özel bir önem atfedilmiştir. Müstakil “ihtiyat” kelimesi gibi, “tam ihtiyat”, “çok ihtiyat”, “pek çok ihtiyat”, “pek ziyade ihtiyat”, “gayet ihtiyat”, “ihtiyat ve temkin”, “dikkat ve ihtiyat”, “ihtiyat ve i’tidal”, “ihtiyat kaidesi” ifadeleri sıkça kullanılır. Bazen de “faidesiz bir ihtiyat”, “lüzumsuz bir ihtiyat”, “ihtiyat perdesi” gibi eleştirel formlarla kullanılır. Ayrıca, –imanî mevzularda geçtiği gibi– “ihtiyat kuvveti”, “ihtiyatkârane iddihar“, “ihtiyatî iddiharlar”, “ihtiyat zahiresi”, “ihtiyat deposu”, “ihtiyat mahzenciği”, “ihtiyatî erzak” şeklindeki ifadelere rastlamaktayız.

3- İhtiyatın, iman ve Kur’an hizmetindeki yeri...

Üstad’ın sıklıkla vurguladığı, “Çok dikkat ve ihtiyat ediniz!”, “Çok dikkat ve ihtiyat lazımdır”, “Şimdilik ziyade ihtiyat lazımdır”, “Ne kadar ihtiyatlı tedbirler varsa, yaparsınız!”, “Mümkün oldukça ihtiyatlı ve dikkatli olunuz!”, “İhtiyat, her vakit iyidir”, “İhtiyat, her vakit lazım(dır)”, “Bu vakit, pek ziyade ihtiyat lazım”,  “İhtiyat ve dikkat, her vakit lazımdır”, “Her vakit ihtiyat iyidir”, “İhtiyat etmek elzemdir; i’tidal-i demmi muhafaza vacibdir”, “Bu nazik sırada ihtiyat lazımdır”, “Nihayet derecede ihtiyat ve i’tidal lazımdır” gibi uyarıları, ihtiyat kaidesinin hizmetimizdeki hayatî yerini göstermektedir.

Üstad’ı, yukarıdaki vurgulara sevkeden temel amil, şüphesiz ki hizmet-i imaniye ve Kur’aniyenin selametidir; endişe-i hayat değildir. Şahsı için söylediği, “Bütün sergüzeşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı, korku elimi tutup menedememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alakam yok; çoluk çocuğumu düşüneceğim yok, malımı düşüneceğim yok, hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyakâr bir şöhret-i kâzibeden ibaret olan şan ve şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet. Kaldı ecelim; o, Halık-ı Zülcelal’in elindedir. Kimin haddi var ki, vakti gelmeden ona ilişsin! Zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz.”13(Mektubat, s. 67-68)ifadeleri, buna delalet eder.

Bununla birlikte, deruhte edilen vazifenin ehemmiyetine binaen, başta kendi şahsı olmak üzere, bu vazifenin hadim ve hamilleri olan Nur talebelerinin muhafazasını da önemsemiş, zarar görmemeleri için azamî ihtiyatta bulunmuştur. İhtiyat konusundaki ısrar ve tekrarlarının bir sebebi de işte budur. Şu ifade, bu iddiayı teyid tavzihatlardandır: “Hayat-ı içtimaiyede, çok tecrübelerle mahiyeti bilinmeyen, benim vârislerim genç Said'lerin bir kısmını, Nur'un zararına iftiralarla çürütebilirler diye, o telaştan, bu ehemmiyetsiz hayatımı ehemmiyetle muhafazaya çalışıyorum. Hatta yanımda bir rovelver varken, ikinci bir kuvvetli rovelver daha tedarik etmeye lüzum gördüm.”14(Emirdağ Lahikası, s. 308)

Üstad’ın –maddi tedbir dâhil– ihtiyat noktasındaki kusursuzluğu, Risale-i Nur’a ve hizmetkârlarına verdiği ehemmiyetle orantılıdır. Zira bu hizmet, ümmeti kucaklayacak çapta bir azamete sahiptir. “Cemiyetin, yalnız yirmi beş milyonTürk cemiyetinin değil, yüzlerce milyon İslâm cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.”15(Tarihçe-i Hayat, s. 616)diyen Üstad, Nur Hizmeti’nin ümmet vüsatındaki sınırını belirlerken, “Elli beş senelik gaye-i hayalim16(Emirdağ Lahikası, s. 386)ve “Elli beş senedir, Risale-i Nur'un hakaikine çalıştığım gibi, ona da çalışmışım16(Emirdağ Lahikası, s. 450)dediği “Medresetüzzehra” projesiyle de, bunu fiiliyata geçirme azmindeydi. “Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâm’ın eleminden gelen teellümat beni ezdi. (Zira) Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim.”17(İçtimaî Reçeteler, s. 597)diyen Üstad, nokta-i nazarının büyüklüğünü ve ufkunun genişliğini anlatırken, bize himmet ve hamiyetin dersini veriyor.

Üstad’ın, “Oğlum yoktur ki yalnız oğlumu düşüneyim. Bendeki fıtrî olan bu ziyade acımaklık ve şefkat, binler Müslüman evlâdlarının, hattâ masum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkat ile hissediyordum. Hususî bir hanem yoktur ki fikrimi yalnız ona hasredeyim; belki bu memleket ile ve belki âlem-i İslâm’ın kıt'asıyla hanem gibi, hamiyet-i İslâmiye noktasında alâkadarım.18(Lem’alar, s. 356)ifadeleri de, yine cihanşümul mefkûresinin bir başka göstergesidir. Dava ve düşüncesi itibariyle böylesi engin bir kişiliğin, ihtiyat ve tedbirlerinin kişisel bir korunmayla inhisar edilmeyeceği açık değil midir?

İman ve Kur’an hizmetinde her zaman lazım olan “ihtiyat” düsturu, Üstad’ın ifadesiyle bir “kaide”dir. Birçok anlama gelen kaidenin bir manası “kural”, diğeri ise “temel” veya “esas”tır. İki anlamı birleştirirsek, kaideye, “esas kural” ya da “temel kural” diyebiliriz. İhtiyat’ın fıtrî bir ihtiyaç ve Peygamberî bir sünnet olduğunu da dikkate alırsak, Üstad’ın, bu kaideye niçin bu kadar ehemmiyet verdiğini; niçin esaslı bir düstur gibi tavsiye ettiğini daha iyi anlarız. Bunu en iyi ifade eden, Üstad’ın şu cümlesidir: “Hizmetimizin azameti ve ehemmiyeti; muarızların kuvveti ve şeytaneti nisbetinde, ihtiyata ve dikkate mecburuz.”19(Kastamonu Lahikası, s. 114)

Dünyevî işlerde olduğu gibi, ahirete müteallik faaliyetlerde de en az zararla azamî faydayı sağlamak, her zaman için matlubdur. Bu noktada, Üstad’ın imamlığında başlatılan ve bir ihsan-ı İlahî olarak Nur Talebelerinin omuzlarına yüklenen iman ve Kur’an hizmetinin sekteye uğramaması, yanlış ve hatarlı yollara sürüklenmemesi çok önemlidir. Bu çerçevede, Üstad’ın –İmam Aliye nisbetle– sık sık “Sırren tenevveret”, “Sırren beyyaneten” ifadelerine vurgu yapması, bu ifadeleri bir “düstur” olarak zihinlere nakşetmesi, tamamen ihtiyat merkezli uyarılar cümlesindendir.

4- Risale-i Nur’da ihtiyata dair bazı örnekler...

İster darlıkta, ister rahatlıkta olsun, ihtiyatın “her zaman için lazım” olduğunu nazara veren Üstad’ın, ihtiyata dair dikkatimize sunduğu bazı örnek hadiselere değinmekte fayda vardır. Bunlardan bir kaçı:

1- Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu demek doğru değildir."20(Mektubat, s. 358) uyarısı gibi, Üstad, her eserin de her kese verilmemesi gerektiğini söylemektedir. Ya “yanlış mana vererek” ilişmekten, ya da “kıymetli hakikatlerin kıymetsiz ellerde kıymetten düşmesi” misali, eserlere hak ettiği kıymeti vermemekten ötürü, naehillere verilmemesinin, ihtiyata daha muvafık olduğunu söyler. Üstad’ın, “Hüsün, elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir21(Sözler, s. 627)sözü, bu bağlamda da değerlendirilebilir.

Evet, “Naehillerin eline hakikatleri verme(yiniz!)22(Lem’alar, s. 158) uyarısı, yerinde ve yüzde yüz isabetli bir düsturdur. Latifane olarak söylediği “Ata et, arslana ot atma(yınız!)” ifadesi de bu kabil uyarılardan olup bizim için bir düstur olmalıdır. Bu çerçevede, “Sırr-ı İnna A’tay’na” gibi ahirzaman şahıslarının isim ve şenaetlerinden bahseden risalenin, “Birinci Şua”(İşarat-ı Kur’aniye) risalesinin, keza, “Sekizince Lem’a” ve “Onsekizinci Lem’a” gibi İmam-ı Ali ve Gavs-ı Geylanî’nin işaret ve şehadetlerini muhtevi risalelerin, umumî neşr ve teşhirlerinin, sağlıklı ve faydalı olmadığını; olamayacağını söyleyebiliriz. “Haslara mahsus” kaydıyla neşrine müsaade edilen bu ve benzeri eserlerin(Mâidetü’l-Kur’an gibi), herkesle paylaşılmasının zararları ortada iken, bu tür neşriyatçılıkta ısrarın, “ihtiyat” düsturuna aykırı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Geçmişte Ercüment Özkan ve İktibas çevresinin, şimdilerde ise Mustafa İslamoğlu ve Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır gibi kimselerin bu husustaki tahşidatları ve tekfirci ifadeleri, bizleri ihtiyata sevk etmelidir. Bu mevzuları, özel alanımıza çekmeliyiz. Kriterimiz, Üstad’ın Dokuzuncu Lem’a’daki beyanatları olmalıdır. İman hakikatlerine göre “teferruat” sayılan mevzuların mahremiyetimizde kalmasının daha maslahatlı olacağı kanaatindeyim. Bu hususta, öteki Nurculara da örnek olabiliriz... Üstad, “Sizekâinatın en büyük meselesi olan iman hizmeti yeter23(Kastamonu Lahikası, s. 150)demekle, hizmetteki asıl nokta-i nazarı tayin etmektedir.   

2-Bazı kardeşlerimizi hiddet edip dokunaklı konuşmasınlar; hem ihtiyat edip telaş etmesinler!24(Şualar, s. 522-523)diye uyarıda bulunan Üstad, bir mektubunda, Ahmed Feyzi Ağabey için “İhtiyatsız” dedikten sonra,onun “Maidetü’l-Kur’an” eserine dikkat çekiyor. Ahmed Feyzi Ağabey, Üstad’a ait bir mektubu kitabının baş kısmına koymuştur. Mektup, “medihleri red”e dair olduğu halde, mahkeme, kitaptaki medihlerin Üstad’ça kabul edildiğine hükmetmiş; dolayısıyla “mahkûmiyetlerine sebep” göstermişlerdir. Bunun üzerine, Ahmed Feyzi Ağabey, mahkemeyi sert ifadelerle eleştirmiş; Üstad’ın ifadesiyle, “Lüzumsuz, onları hiddete getiren şeyler25(Şualar, s. 566)yazmış. Üstad ise, “Nurlara zarar gelmemek için cesurane ve ihtiyatsız hareketten bir derece çekinmek lazımdır26(Şualar, s. 566)sözleriyle ikazda bulunmuştur.

Risale-i Nur’un mes’elesi, âlem-i İslâm’a, husussan bu memlekette küllî bir ehemmiyeti bulunduğundan...”27(şualar, s. 532)tavsifiyle, Nur Hizmeti’nin büyük misyonuna işaret eden Üstad, nazarları, şahıs merkezlilikten çekip şahs-ı maneviye tevcih ettirmiştir. Her zaman için, şahısların fani, davanın bakiliği noktasında uyarılarda bulunmuş; baki davaların fani şahıslar üzerine bina edilmemesi gerektiğini öğütlemiştir.

Evet, hizmetimizde, şahs-ı manevinin riyaseti esas olmalıdır.

3-Nur’a muhalif çevrelerin boş durmayacağı; her zaman için casus göz ve kulakların olabileceğini vurgulayan Üstad, bu hususu, bir mektubunda şöyle örneklemektedir: “Dün, dördünüzün(Mehmed, Mustafa, İbrahim, Ceylan) hararetli sohbetini gördüm; çok sevindim, memnun oldum. Ben de, yanınızda bulunuyorum gibi, ferahla dinledim. Birden baktım ki, iki tarafınızda sizi dinleyenler var. Yarım saat devam etti. Merak ettim; kalben dedim: Habbeyi kubbe yapan ve yanlış mana veren bir casus, dinleyenler içinde bulunmak ihtimalivar ki, dikkatle kulak veriyor ve konuşan kardeşler, ihtiyatsızlıklarından ve sohbetin keyfindenhiç onlara bakmıyor, dikkat etmiyorlar diye cevap gönderdim.”28(Şualar, s. 561)Bu noktada, “Su uyur, düşman uyumaz” atasözü önemli bir ölçüdür.  

Evet, Üstad’ın deyimiyle, “Nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlar29(Mektubat, s. 482)mebzuliyetle bulunuyorken ve “Adavetkârane dinin menba’larını kurutmak ve esasatını bozmak, kapılarını, yollarını kapatmaya çalışan30(Şualar, s. 734-735)güruhlar cirit atarken, kendimizi emniyette, hizmetimizi selamette görmemiz, saflıktır; ihtiyatsızlıktır. Bu noktada, Üstad’ın, İhlas Lem’ası ve İktisad Bahsi gibi, “Hücumat-ı Sitte”yi de okumaya teşvik etmesi anlamlıdır. Çünkü bu risale, İnsî ve cinnî şeytanların desiselerinden altısını akîm”, “Hücum yollarının altısını sed” ettirecek bir misyona sahiptir...

İhtiyat, bir noktada hakiki tevekkülün de ifadesidir. Tevekkülde, sebeplere tevessül edip, neticeleri Cenab-ı Hak’tan beklemek ne ise, ihtiyatta da durum aynıdır. İhtiyat ve tedbirle birlikte, vaki olacak nahoş durumları ise, bir nev’-i kaza-yı İlahî bilip telaşa kapılmamak esas olmalıdır. “Bütün tedbirlerimize rağmen, ne diye bu hadise başıma/başımıza geldi?” deyip serzenişte bulunmak, kader-i İlahiyi tenkittir; ubudiyete münafidir. Üstad, birçok mektubunda, “İhtiyatla beraber, telaşa kapılmamayı” hassaten tavsiye eder. Ya da “Şer telakki ettiğinizde, umulur ki, sizin için hayır vardır”31(Bakara, 216)ayetiyle açıklar; hadiselerin zahiri çirkinliğine takılmaz; kaderin, onlardaki izini, yüzünü ve özünü okur. Mesela alınan bütün tedbirlere rağmen, “Beşinci Şua”nın ele geçirilmesini bu şekilde okumuşlardır.

4- Üstad Hazretleri, yerine ve zamanına göre bazen kitapları mahrem tutmuş, nereden gönderildiğini bildirmemiştir. Mesela, “Kardeşlerim, çok ihtiyat ediniz, münafıklar çoktur. Mümkün oldukça risalelerin buradan irsal edildiğini söylemeyiniz; tâ Risale-i Nur hizmetine zarar gelmesin.32(Kastamonu Lahikası, s. 87)Bazen kimi talebelerini üstü kapalı tutmuş; isimlerini belirtmemiş; rumuzlarla yetinmiştir. Mesela, “B.M., H.K. vb.” gibi... Bazen de, mühim şahsiyetleri mahrem tutmuş; bilinmelerini istememiştir. Mesela, “müdakkik” dedikten sonra, “İlim, şeriat ve Kur’an cihetinde bu zamanda söz sahibi” diye vasfettiği Fetva Emini Ali Rıza Efendi hakkında, Nur Talebelerini ikaz etmiş; “İhtiyaten, yabanîlere onun ismini vermekle teşhir etmemek gerektir33(Kastamonu Lahikası, s. 151)uyarısıyla mahrem tutulmasını emretmiştir.

Demek, maddi-manevi varlıklarıyla hizmet-i Nur’da önemli yer tutan şahsiyetlerin vitrine çıkartılmamaları; teşhir edilmemeleri önem arz etmektedir. Zira şeytanın arkadaşları çoktur.

5-Tesanüdün bozulmaması adına, nifak ve şikak ehline karşı dikkatli, temkinli ve ihtiyatlı olunmasının ehemmiyetine değinen Üstad Hazretleri, sık sık “gizli düşmanlar” ve “perde altındaki münafıklar”a dikkat çekmektedir. Mesela, “Ehemmiyetli bir planla, ayrı bir cephede, mütemerrid münafıklar tarafından bir hücum var34(Kastamonu Lahikası, s. 138)diyen Üstad, “Plan da budur: Risale-i Nur Talebeleri içinde tesanüdü bozmak35(Kastamonu Lahikası, s. 138)diyerek planlarını deşifre eder. Tedbir olarak ise, “Çok ihtiyat ve dikkat ve sebat ve tesanüd lazımdır ki, ta onların bu planı da akim kalsın36(Kastamonu Lahikası, s. 138)uyarısıyla, bertaraf etmenin yolunu gösterir.  

Evet, “Dünyada her cereyanın fevkinde bulunan” ve “Umumun malı olan” Risale-i Nur hizmetini, hayatımızın hayatı ve en yüksek gayesi bilmeliyiz. Dünyanın faniliği ve hadiselerin karasızlığı karşısında, "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz"36(Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, c. 5, s. 66; Aliyyü’l-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtîh, 1/332, 7/375, 8/431)hadis-i şerifini rehber edinerek Üstad’ın müjdelediği “Resâili’n-Nur şakirtleri imanla kabre girecekler, imansız vefat etmezler.”37(Şulara, s. 728)hakikatine mazhar olmak için, bu hizmeti selamet ve istikametle idame ettirtmeliyiz. Zira biz,“Öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak, Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir38(Şualar, s. 383)

Cenab-ı Hak, ihtiyat düsturuna itaatle birlikte, bizleri nefis ve şeytanın şerlerinden, ehl-i dalalet ve tuğyanın zulümlerinden muhafaza eylesin! Âmin...

Yunus İpek

30.03.2016

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net