Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

Kurani adalet ve ötekinin hukuku
Müsavat ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. ...

    Hukuk ve Adalet kavramları insanoğlunun varoluşundan beri beşeri sistemlerin vazgeçilmez unsurları arasında sayılırken aynı zamanda semavi kitapların da üzerinde önemle durduğu kavramlardandır. Bu nedenle Kur ’an’ın temel esasları da sayılırken bu esaslardan olan Tevhid, Nübüvvet ve Haşirden sonra Adalet kavramından bahsedilmiştir.

   Adalet kelimesi, dengelemek, dengeli davranmak, tesviye edip düzeltmek, bir şeyi uygun yere koymak, bir hakkı sahibine vermek anlamlarına gelir.Bu nedenle Adalet kavramı temel olarak hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir.

    Bu çerçevede Adalet, hukuk kuralarının uygulanması olduğundan hukuk kavramının bilimsel çevreler, İslam hukukçuları ve özelde Bediüzzaman tarafından nasıl değerlendirildiğine bakmakta yarar var.

   Bilimsel çevrelerce benimsenen hukuk anlayışına göre hukuk; sosyal hayatı, ahlaki değerlere göre düzenlemeyi hedefleyen, maddi müeyyideyle techize elverişli davranış kuralları arasındaki ilişkiler kompleksidir.*

   İslam hukukçularına göre ise Hukukun tasnifi şu şekilde yapılmaktadır. Şer ’an, Örfen ve Edeben olmak üzere üçlü bir izah şeklindedir. Şeran(Şeriate göre kanunca kanuna göre),Örfen (Adetlere göre insanlar arasında kabul görmüş red ve inkar edilemeyip kabul edilmiş şeyler),Edeben(Terbiye, kavlen,fiili olarak insanlara lütufla muamele etmek, güzel ahlak usluluk haya etmektir.)*

Bediüzzaman ise hukuk anlayışını şu şekilde tanımlar;

“Desatir-i hikmet nevamis-i hükümetle; kavainin-i hak, revabıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse cumhur-u avamda müsmir olmaz.”(1)

 * Yani hikmet düsturları hükümet kanunlarıyla, hak kanunlar kuvvet bağlarıyla uyuşmaz ise insanların çoğunda tesirli olmaz” demektedir.

Bediüzzaman, adalet tesis edilirken, küllî bir aklın olması gerektiğinden bahseder ve o küllî aklın da kanunla olabileceğini bu kanunun ise şeriat olduğunu belirtir. Çünkü ona göre fertlerin akılları adaleti idrak etmekten acizdir. (2)

 Bu ifade Bediüzzamanın İslam hukukunun üç izahından biri olan şeriatın külliyet kesbettiğini, esas adaletin şer’i hukukun uygulanmasıyla elde edileceğini bunun da adalet-i mahza olduğunu yani tam ve mükemmel adalet olduğunu belirtmektedir.

      Bu açıklamayla birlikte Bediüzzamanın İslam terminolojisine farklı yorumlar kattığını düşündüğümüz iki adalet kavramından bahsetmekte yarar var.Bunlar, adalet-i mahza ve adalet-i izafiye tanımlarıdır.

   Adalet-i mahza Bediüzzamanın tanımlamasıyla: Bir masumun hayatı, kanı, hatta umum beşer içinde olsa  heder olmaz. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir. Cüz’i yatın küllîye nisbeti bir olduğu gibi, hakkın dahi mizan-ı adalette karşı aynı nisbettir. O nokta-i nazardan hakkın küçüğü büyüğü olmaz.(3)

    Adaleti izafiye ise, küllün selâmeti için cüz’i feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenü’ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulüm olur.  .(4)

 Bediüzzaman izafi adaleti tanımlarken şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır;

“Zalim siyasetin gaddarane bir düsturu olan; ”Cemaat için ferd feda edilir.” diye çok zalimane pek çok vukuatı ehvenü’ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiye namında hâkimiyetine bir maslahat göstermişler. Hatta bu asırda, o gaddar düsturun hükmüyle, bir adamın hatasıyla bir köyü mahveder. Beş-on adamın, onların siyasetine zarar vermek tevehhümüyle, binler adamı perişan eder.”der.(5)   

    Bu açıklamalar ile birlikte  beşeri hukuk sistemleri  bediüzzamanın ifade ettiği adalet-i mahzayı temin etmekte yetersiz kalmaktadır. Çünkü bu hukuk sistemlerinin içinde barındırdığı yasalar en nihayetinde beşer ürünüdür. İnsanlar zamanın zeminin ve sair koşulların tesirinden tam anlamıyla sıyrılamadıkları için, koydukları kanunlar ile kuşatıcı bir adaleti temin etmeleri güçtür. Bundan dolayı yukarıda da belirttğimiz üzere tam ve gerçek adaleti temin edeceğimiz kanunlar ancak külli bir aklın ürünü olan şariat kanunları ile mümkün olabilir.

      Kur’an-ı Kerim de ise fertlere, hâkimlere ve idarecilere hitaben, taraflardan biri başka bir dinden olsa bile adaletli davranmanın zarureti belirtilmiştir. Bu konu ile ilgili ayettin mealide şu şekildedir:

  "Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutan (hâkimler, insanlar), adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, Adalet yapın ki o takvaya en çok yakın olanıdır.” der.(Maide-8)

   Bir diğer bir ayet-i kerimede de ,”Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder”(Nisa Sûresi,58) denilmektedir.

    Burada dikkat edilmesi gereken asıl husus, adalet konusunda “müminler” denilmeyip “insanlar” denilmesidir. Buna göre, dost ve düşman, Müslüman, Gayrimüslim ayırt edilmeksizin herkese adaletle muamele etme gerekliğininden bahsetmektedir.

  Bu bakımdan İslamiyet ötekinin hukukunu muhafaza ederek adaleti tüm insanlar arasında tesis edilmesine büyük önem vermiştir.

   “Öteki” kavramı ise terminolojik olarak dini etnik ya da kültürel özellikleri bakımından ana kitleden farklı olanlar için kullanılan sosyolojik bir kavramdır. Buradaki tanımlamanın genel anlayışa göre yapıldığına ve izafi olduğuna kuşku yok.

     Kadim tarihlerde ötekileştirmenin toplumsal yaşam ve genel statüde var olduğu, kendi etnik kökeninden olmayanların köleleştirildiği bir düzenin, bir anlayışın hâkim olduğu görülmektedir. Mesela; Yunan site devletinde Yunan olmayan herkes barbar olarak nitelendirilirdi.  Aristo bu kişilerden şöyle bahseder: “Barbarlar bu ülkede sadece köle olma tabiatıyla yaratılmışlardır”.(6) Bu fikir ve düşünce cumhuriyetin daha kurulduğu ilk yıllarda dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından verdiği bir demeci hatırlatıyor. O da:” Türk olmayanların bu ülkede tek bir hakkı vardır o da köle olma hakkıdır.” Oysa İslamiyet’in kabulüyle beraber kavmiyetçilik ve ırkçılık şiddetle yasaklanırken köleliğin ise Arap yarım adasında sosyal yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olması nedeniyle zamanla kaldırılması öngörülmüştü.

   Esasında kavmiyetçilik, ırkçılık, asabiyet-i milliye bu kavramlar eş anlamlıdırlar, hepsinde de bir etnik kökenin diğer etnik kökenden üstün olduğu iddia edilir. Bunlar Etnik ve Kavim milliyetçiliği olduğu için İslam dini bu tarz bir milliyetçilikte bulunmayı tamamen men eder.

   Nitekim Hz. Peygamber(s.a.v)  veda hutbesinde ırkçılığı yasaklayan şu ifadeleri kullanmıştır;

  “Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır”

    Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadisinde ise şöyle demektedir. “Asabiyet (Kavmiyetçilik) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücadeleye girişen bizden değildir.”(Ebû Dâvud,Edeb 112)

    Belirtilen ayet ve hadisler ışığında bir Müslümanın bu ayet ve hadisleri öğrenmesinden sonra, ırkçılık yapması veya etnik milliyetçilikte ısrar etmesi müslümanlığı ile bağdaşmaz.

    Öte yandan Bediüzzaman, insanlar arasındaki eşitlik hukukundan bahsederken kendisine yöneltilen bir suale ise şöyle cevap vermektedir:

“Sual: Gayr-ı müslimler ile nasıl müsavi olacağız?

Cevap: Müsavat ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir şeriat karıncaya ayak basmayınız dese, tazibinden men ederse, nasıl benî-Âdem’in hukukunu ihmal eder? Kellâ! Biz imtisal etmedik. Evet, İmam-ı Ali (r.a)’nin adi bir Yahudi ile muhakemesi ve fahriniz olan Selâhaddin-i Eyyubi nin miskin bir Hristiyan ile murafaası sizin şu yanlışınızı tashih eder, zannederim.”(7) demektedir.

  Bu açıdan Hz. Peygamberin(s.a.v) hayatı incelendiği zaman da onun hem içte ve hem de dışta hak ve adaleti sağlamaya çalıştığı görülür.  Bir taraftan Mekkeli ve Medineli Müslümanlar yani Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik ilan ederken diğer taraftan da Medine sözleşmesi ile Müslüman, Yahudi ve Müşrikler arasında hak ve adaleti sağlamaya çalışması adaleti hem Müslümanlar arasında hem de Gayri Müslimler ile olan ilişkilerde sağlamaya çalışması da açıkça görülmektedir.

 

Hasip GÜNGÖR

 

Kaynak

1)Bediüzzaman –İçtimai Dersler –Tuluat-Zehra yayınları 2006

2 )Bediüzzaman-İşaratül- icaz-İbadetin hakikati-Zehra yayınları 2006

3-)Bediüzzaman-İçtimai Derser-Sünuhat -Zehra yayınlar 2006

4)Bediüzzaman-Mektubat-Onbeşinci Mektub-2006

5)Bediüzzaman-Emirdağ Lahikası-2011

6)Prof.Muhammet Hamidullah -İslamda Devlet İdaresi 2012

7)Bediüzzaman –Münazarart-Zehra yayınları 2006

Yorumlar

Havin - 11-09-2017 - 19:03:36

"Hüküm,karar verecek olursan,adaletle,denkserlikle hüküm ver.Allah adaletle hükmedenleri adaletli adil davrananlari adaleti ayakta tutanlari denkserlik yapanları sever.
( Mâide,42) Güzel bir paylaşım olmuş. Emeğinize sağlik...
Rabia Başaran - 14-10-2015 - 22:01:48

Bu güzel çalışma için şahsım adına tebriklerimi sunarim basarilarinizin
dewamini Cenab-i Mewladan niyaz ederim
Bayram - 14-10-2015 - 20:54:36

Dikkate alınması gereken bilhassa hayatımızda tatbik etmemiz hususunda önemli hakikatleri dile getirdiğinden dolayı değerli Avukat Hasip Güngör abimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Allah her daim muvaffak etsin inşAllah..
Sizde yorum yazmak için tıklayınız.

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net