Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

Dünyayı yutan latifelerini onda batırma
insanın mahiyetine, kudretten ehemiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edilmiş. ...

 

وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا  * قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا  * فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا* وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا

And olsun nefse ve onu yaratılış amacına uygun bir biçimde şekillendirene. Ona hem iyilik/takva ve kötülük/fücur ilham edene yemin ederim ki, nefsini temizleyip arındıran felâh bulmuş kurtulmuştur. Nefsini korumayıp, onu kirletip günaha gömen de hüsrana/ kayba uğramıştır.[1]

“Evet, insan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki o çekirdeğe kudretten manevî ve ehemmiyetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Ta ki, toprak altında çalışıp, tâ o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava âlemine girip, Halıkından istidad lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemal bulsun.

 Eğer o çekirdek, sû'-i mizacından dolayı ona verilen cihazat-ı maneviyeyi, toprak altında bazı mevadd-ı muzırrayı celbine sarfetse; o dar yerde kısa bir zamanda faidesiz tefessüh edip çürüyecektir. Eğer o çekirdek, o manevî cihazatını فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى  nın emr-i tekvinîsini imtisal edip hüsn-ü istimal etse; o dar âlemden çıkacak, meyvedar koca bir ağaç olmakla küçücük cüz'î hakikatı ve ruh-u manevîsi, büyük bir hakikat-ı külliye suretini alacaktır.

 İşte aynen onun gibi; insanın mahiyetine, kudretten ehemiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında o cihazat-ı maneviyesini nefsin hevesatına sarfetse; bozulan çekirdek gibi bir cüz'î telezzüz için kısa bir ömürde, dar bir yerde ve sıkıntılı bir halde çürüyüp tefessüh ederek, mes'uliyet-i maneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecektir.

Eğer o istidad çekirdeğini İslâmiyet suyu ile, imanın ziyasıyla ubudiyet toprağı altında terbiye ederek, evamir-i Kur'aniyeyi imtisal edip cihazat-ı maneviyesini hakikî gayelerine tevcih etse, elbette âlem-i misal ve berzahta dal ve budak verecek ve âlem-i âhiret ve Cennet'te hadsiz kemalât ve nimetlere medar olacak bir şecere-i bakiyenin ve bir hakikat-ı daimenin cihazatına câmi' kıymettar bir çekirdek ve revnakdar bir makine ve bu şecere-i kâinatın mübarek ve münevver bir meyvesi olacaktır.

Evet, hakikî terakki ise; insana verilen kalb, sır, ruh, akıl hatta hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır. Yoksa ehl-i dalaletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflisini tatmak için bütün letaifini ve kalb ve aklını nefs-i emmareye müsahhar edip yardımcı verse; o terakki değil, sukuttur.”[2]

“Fıtrat-ı insan bir mezraa hükmündedir ki, secaya-yı hasene temayülat-ı şerriye ile beraber, taneler gibi dest-i kaderle içinde ekilmiştir. Bu taneler neşv-ü nema bulmak için bir suya muhtaçtır. Hevadan gelse, şer taneleri neşv-ü nema bulur.

 Şimdiki şu medeniyet-i habisenin heyet-i içtimaiyeye verdiği tesir gibi… Fıtraten -çendan- hayır ciheti galibdir, fakat sünbüllenmiş, semere vermiş on çekirdek, yüz değil bin kurumuş çekirdeğe galebe eder. İşte şunun çaresi: O bâb-ı fitneyi kapatmakla, suyu Hüda tarafından vermek lâzımdır.”[3]

İşte tarlanın kurumaması ve meyve vermesi için insan vücuduna derç edilen bu tohumların İslam suyuyla sulanması ve akıl midesinin de Rahmanın sofrası olan Kur’an ile doyurulması gerekir ki güzel bir nesil yetişsin. Yoksa onun yerini nefis ve heva dolduracak helalı ve haramı bilmeyen bir nesil yetişecek. Çünkü tabiat boşluk kabul etmez.

“Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır.”[4]

 “Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hatta bazen söner ve ölür.Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma.”[5]

İşte bunlardan anlaşılıyor ki insanda var olan zahiri ve batini yüzlerce latife ve duyguların inkişaf edip geliştirilmeye müsait oldukları gibi bozulmaya da gayet müsait hassas ve naziktirler. O latifelerden bazıları dünyayı kuşatacak kapasiteye sahipkenharam bir lokma veya bir yalan yâda internette gördüğümüz bir resim veya bir bilgiyi şuursuzca paylaşmaktan dolayı kazanılan günahlardan dolayı o ince latifeleri tahrip edip kurumasına ve ölmesine sebebiyet verebilir.Tıpkı bir kıvılcımın bir evi yakması gibi günahlar da o duyguları yakar yok eder.

İşte o gün kendi levm edecek keşke şu işleri yapmasaydım, keşke şu pis ve kötü davranışlarla arkadaşlık etmeseydim diye feryat etmemek ve aşağıdaki ayete masaddak olmamak için istiğfar edip kendimizi manevi yönden doyurup ona göre amel etmeyi bizlere nasip etsin diye dua edelim.

يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا    “Eyvah, yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim.”[6]

Kıssadan Hisse

Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşuyorlardı.

Dedesinin yanından hiç ayırmadığı iki kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin neden ikinci köpeğe gereksinim duyduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu.
Torununun bu yöndeki sorusunu, yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle yanıtladı:
“Onlar benim için iki simgedir yavrum." dedi; "Biri iyiliğin, öteki kötülüğün simgesidir. Aynen bu köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli bir savaş içindedir. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için sürekli yanımda tutarım onları.”
Çocuk sözün burasına bir nokta koydu;
“Onların arasında bir savaş varsa, kazananı, kaybedeni de olmalı" dedi; yeniden sordu: "Dede, sence hangisi kazanıyor bu savaşı?”
Reis, şu yanıtı verdi:
“Ben, hangisini daha çok beslersem, savaşı o kazanır.”

Öyle ise biz de ruhu Hüda tarafından besleyelim ki hasiru dünya ve ahiret olmayalım.

 


[1] Şems, 91/7-10

[2] Sözler, 389.

[3] İçtimai Dersler, 322.

[4] Mektubat, 374.

[5] Lem’alar, 173.

[6] Furkan, 25/28.

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net